Tesadüfün Geometrisi

kim kurtarabilir beni şansın ironisinden
ruhu saran sis gibi
hangi yüzleşme yakalar
düşlerimin altında saklanan arzu
yolları labirente çevirir
kimsenin anlamadığı bir dilde
yalnız kader derin hüzün tesadüfi
anılarda gizlenen
içimizde büyüyen kayıp umut
zamanı aşan kırık aynalar misali
vicdanım yargılar herkesi
ah kimseler bilmez ki
hiç beklemenin zehri
bedene kazınmış teselli
silerken çoğalan
geleceğin sisli beklentisi
içimizde kök salan şimdi,
burada ve sonsuza dek
anlık rastlantılarla örülmüş yitik inanç
hayaller yeni ihtimallerle yeşerir
hiç düşünülmedikleri anlarda
fısıltısını duyuran sessizlik
yabancı bir tanıdıklık kazanır
başkalarına anlatıldıkça
yankılanan anıların
teslim ettiği
hayatların gerçeği
sızamaz sırrımıza
her ruh kendi anlamını ararken
kilitli sandıkların yer değiştirdiği odalardan
odalarına yepyeni bir umut kalır
damarlarımda sessiz akan
şüphe
fırtınası dinmeyen kan
kaos yasaları hüküm sürüyor
gülüşümün kaybolmuş kıyılarından
beklenti saklanıyor içinde
ödünç aldığı anıları
geri vermek için
yaşandığı sevmelere
yemin ve kefaret
ne kadar yakınsa kalbimize
ölüm hayatta belirir
kimseyi umursamadan
geçen yıllar gibi
biz kendimizi biliyor sanarken
anlar bizi kendisiyle değiştirir
ancak suskunlukla diyebiliriz:
kendimize bunca yakınlık
bizi yabancı kılan
beyaz başlangıç, sakin umut
candan alınmış rengin verimi
hayatın birçok köşesi gibi
değer kazanır kaybettikçe
aşkla umutlandırır, ölümle sever
ruhun duvarlarına sinmiş
gri duman gerçek iklim sonsuz karanlık
kendini yaşar sahibinin bilinmezinde
ne kadar kaçsan da derine
içinden çıkamadığın
içindeki kırık çocuk
her şey ne kadar karmaşık derken
ne kadar basitlik
anaya babaya dosta aşka kadar derin
aşk kadar büyük yalnızlık
güne eşlik eden sessiz nabız
şeffaf zırhlarla örtülmüş büyük gölgesi hayatın
balık gözlerinin bile göremediği derinliklerde
bizden öncekilere miras bıraktığımız
bize değmeden geçmiş sırların
bazen yanılıp kader deriz buna
zaten yanılmadan diyemediği hiç kimsenin
derinde gizli damar
umut, en eski kayıp
ana baba dost
bir gün hepsi kaybolur
birbirinin acısının içinde
derin, çok derin
toprağın unutulmuş sırlarıyla
kendimden yapılmış mezar taşımı taşır gibi
affediyorum hatalarımı bilmediğim bir aydınlığa
ne kadar ödesen de ömür yetmez
bizi biz yapan içimizin derin sularında
bizden uzakta yaşayanlara
aştım sandığın bir duvarın dibinde
bir gün bir fırtına sesi çarpar dünyaya
ölerek bile kurtulamazsın bizden
ezberlenmiş dualarla yaşanmış feryat
yeniden geleceksin buraya
imkânsızdır umut insan imkânsızlaştıkça
dünya başka bir yer olana kadar: tesadüf


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir