İstiklal’de Bir Cumartesi Bekleyişi

Yüzü asık, yorgun bir İstiklal miydi bu
yoksa içimde birikmiş öfkeler mi taşmıştı kaldırımlara.
Saat kulesinde, zaman sancısında…
Unutulmuş bir kavganın izleri vardı bakışlarında, şehir başka bir telaşın aynasıydı sanki.
Ben ipotek edilmiş bir sükunet gibi…
Hani gürültüyü seven ama ruhu tenha sokaklarda…
Dudaklarında bir küfür saklı, gözlerinde isyanın ateşi. Sanki dünyaya kızmış da tesadüfen düşmüş yüzün içime. Yalan! Sen kalabalığa bakıyorsun, fikrin benim iç sesimde…Ve ben sessiz bir filmi dublajsız seyrediyorum.
Kadın, İstiklal’de bir cumartesi kalabalığında, sırtındaki yükün ağırlığıyla, yorgunluğundan şikayetçi yürüyordu…Adam da…Yürümek hiçbir şeyi değiştirmiyordu, bazı cumartesi bekleyişlerinde…Avucunda kırık bir umudu taşıyordu adam…Kadının yüzünde bir öfke…Öfkeli cumartesi kalabalığında bir soru işareti…Soru işaretinin yüzünde kayıp bir hayatın hüznü…Kalabalığın ve gürültünün şiddeti!
Hayatı, bir başkasının gömleği gibi eski, yıpranmış…İlk sahibinin o gömlekle yaşadığı sevinçler, yani gömleği gömlek yapan anılar, bazı yaz akşamı terleri yüzünden oluşan lekeler, dert dinleyen kışlar…Yaşananlara küçük geliyor artık hayat!
Bir öfkeyi paylaşmak için çok geç, bir sorguya aşık olmak içinse erken…Beni vicdan yerimden vurdu yine zaman…Şimdi sana söylenecek tek cümle:
SANA ANLATACAK KADAR HİKAYEM KALMADI…


Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir