Eşik Bekçisi

kimse vazgeçemez kendi yersizliğinden
geçmişin küflü sesiyle
kaç yalnızlık birikir
derinimde sakladığım kırgın ezgi
denizleri bir nefeste kurutur
kimsenin anına dokunmadan
boş inanç acımasız suret yalanlı
dikenlerde büyüyen
içimde tükenmeyen sessiz çığlık
yolunu gözleyen yılgın hayaller gibi
vicdanım yargılar herkesi
ah kimseye anlatılmaz ki
anlamamanın zehri
bedene kazınmış sessizlik
konuşurken çoğalan
çaresizliğin donuk yansıması
içimde yankılanan şimdi,
burada ve her zaman
solgun umutlarla onarılır yıpranmış ruh
tuzak yeni hayallerle şekillenir
hiç yaşanmadıkları anılarda
kuruntusunu besleyen kelimeler
unutulmuş bir aşinalık kazanır
başkalarına aktarıldıkça
yankılanan boşluğun
teslim aldığı
hayatların anlamı
erişemez sırrımıza
her kader kendi sonunu ararken
kilitli anıların dans ettiği aynalardan
aynalara bambaşka bir hiçlik kalır
damarlarımda kimsesiz dolaşan
yalnızlık
uğultusu acıtan kan
hiçlik yasaları geçer
düşlerimin terk edilmiş bahçelerinden
nefret bekliyor kabuğunda
ödünç aldığı zamanı
geri vermek için
işlediği günahlara
yalan ve kefaret
ne kadar yakınsa içimize
ölüm hayatta gizlenir
kimseye göstermeden
geçen yıllar gibi
biz kendimizi bilir sanırken
zaman bizi kendisiyle değiştirir
ancak şiirle anlayabiliriz:
kendimize bunca yabancılık
bizi biz kılan
solgun sonuç, soğuk yalnızlık
kandan alınmış rengin mahrumiyeti
ömrün nice yokuşu gibi
belirsizlik kazanır bilindikçe
hayatla tüketir, ölümle yaşatır
ruhun sınırlarına dayanmış
kara sis karanlık evren sonsuz gerçek
kendini saklar sahibinin derininde
ne kadar gömülsen de dibe
içinden kurtulamadığın
içindeki ölü umut
her şey ne kadar açık derken
ne kadar karmaşa
anneye babaya sevgiliye aşka kadar derin
aşka kadar büyük yalnızlık
yıllara eşlik eden hain nefes
saydam maskelerle örtülmüş koca şemsiyesi hayatın
balık gözlerinin bile göremediği kuytularda
bizden sonrakilere bıraktığımız
bize yabancı giyinmiş sırların
bazen şaşırıp sevgi deriz buna
zaten şaşırmadan diyemediği hiç kimsenin
dipte derin yaralar
yalnızlık, en köklü yara
anne baba sevgili
bir gün hepsi silinir
birbirinin acısının içinde
derin, çok derin
toprağın kayıp sırlarıyla
kendimden örülmüş kabrimi kapatır gibi
bağışlıyorum suçlarımı bilmediğim bir hiçliğe
ne kadar ödesen de ömür yetmez
bizi biz yapan içimizin gizli denizlerinde
bizden habersiz yaşayanlara
aştım sandığın bir eşiğin kuytusunda
bir gün bir sessizlik fırtınası kopar dünyada
ölerek bile kurtulamazsın içimizden
alışılmış tekrarlarla yaşanan sayıklama
yeniden düşeceksin buraya
imkânsızdır hayat insan imkânsızlaştıkça
dünya bambaşka bir yer olana kadar: eşik bekçisi

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


©2026 Şiir, Şair ve Edebiyat - Çin Dizileri - keyifsizblog.com WordPress Video Theme by WPEnjoy