Bir Metro İstasyonu ve…

İndi
Üzerinde eski bir trençkot vardı
Bir yağmur sonrası gibiydi, loş ve hüzünlü
Yorgundu
Önce bir süre peronun ucunda durdu durdu
Düşündü, dağıldı, beni fark etti
Umursamadım
Baktı, hafifçe gülümsedi
Oysa kırık bir heykel gibiydi, yitikti
Bankı işaret ettim, oturmadı
Bir mendil çıkardım, ona uzattım
Almadı
Mendilimi ben tuttum
Silik bir hıçkırık yükseldi dudaklarından
Benim içime de düştü
Çocuklar gibi telaşlandım
Öteki yolcular dönüp baktılar
Ben utandım, yalandım
Gözlerimi kaçırdım, yanaklarımı sakladım
Bana bir şeyler söyledi, kelimeler birbirine karıştı
Yabancıydı, acıydı, kıskanırım anlamaya bu dili
Yavaş yavaş istasyondan çıktık.
Girdi
Sessiz sokakta yürüdük
Lambalar sönüktü
Arkamı döndüm, usul usul ağladım
Cebimdeki bileti buruşturdum
Sigaramı yaktım
Tam o zaman..
Hayır, zaman da değildi belki
Önce derin bir yalnızlık kuyusu
Sonra alabildiğine bir boşluk
Boşluğun içinde bir yankı
Ardından bir şehrin silueti
Binlerce neon ışığı
Sol elinde bir telefon
Yok, hayır, telefon da değildi
Unutan, silen, yok eden bir ekran
Ve anılar
Ve yalanlar
Kendimden geçtim.
Bir daha görmedim, hayır, bir daha hiç görmedim
Ama onunla ben
Ne zaman istedimse o zaman kayboldum.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


©2026 Şiir, Şair ve Edebiyat - Çin Dizileri - keyifsizblog.com WordPress Video Theme by WPEnjoy